İbrahim PAÇACI

 

- G -

 

Gabn

 

Galat

 

Galle

 

Gamus Yemini

 

Ganî

 

Ganimet

 

Garâmet

 

Garar

 

Gasil

 

Gasp

 

Gayr-i Meşru

 

Gayr-i Müekket Sünnet

 

Gazi

 

Gedik

 

Götürü Satış

 

Gurre

 

Gusül

 

 

 

- G -

 

Gabn

 

Sözlükte bir şeyi unutmak, gizlemek, yanlış yapmak, noksanlaştırmak, saklamak, eksik vermek, aldatmak anlamlarına gelen gabn, bir fıkıh terimi olarak, iki taraflı akitlerde iki bedel arasında değer yönünden farklılık ve dengesizliği ifade eder. Alışverişte bir malın normal piyasa değerinin altında veya üstünde satılması gabn olarak adlandırılır. Gabn iki bedel arasındaki değer farkı olduğundan, iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bey’ (alışveriş), icâre (kiralama), şirket, kısmet, sulh gibi ivazlı akitlerde söz konusudur.

 

Akitlerin kuruluşunda ve işlerliğinde, tarafların rızalarının bulunması kadar, rızanın sıhhati de önem taşır. Bu sebeple akitlerde rızanın sakat ve arızalı olarak bulunduğu hata, galat, hile ve ikrah halleri irade ayıpları olarak kabul edilmiştir. Bunların yanında iki taraflı akitlerde bedeller arasında değer yönünden makul bir denkliğin bulunmaması da rızayı sakatlayan etken olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte, gabnin hukukî sonuçları tek ve genel bir hükme bağlanması yerine, gabnin kaynağı, ağırlığı ve yol açtığı olumsuzluklara göre belirlenmiştir.

 

İslâm hukukçuları, alışverişte fiyat bakımından makul ölçüler içinde aldatma ve aldanmayı kabul etmekle birlikte, müşterinin rağbeti, ihtiyacı veya bilgisizliğinden yararlanarak yüksek fiyatla satışı hoş karşılamamıştır. Bu nedenle gabn-i ş-yesir, gabn-i fahiş ve olmak üzere gabnı ikiye ayırmışlardır. Gabn-i yesir, basit ve önemsiz gabn anlamına gelmekte olup, bedelde önemsiz sayılabilecek, ekseriya vuku bulabilen eksiklik veya fazlalıktır. Bu nedenle kaçınılması mümkün olmadığı varsayılır ve tabiî karşılanarak maruz kalan kimsenin rızasının sakatlanmadığı kabul edilir. Gabn-i fahiş ise, bedeldeki aşırı ve belirgin fazlalık veya eksiklik olup kaçınılması mümkündür. Bu nedenle, olağandışı sayılarak, maruz kalan tarafın rızası dışında gerçekleştiği kabul edilir. Bir akitte vuku bulan gabnin fahiş olup olmadığını belirlemede örf ve adet ölçü alınır. Buna göre, bilirkişilerin belirledikleri değişik değerlerin alt ve üst sınırını aşan fiyatlar gabn-i fahiş; ikisi arasında kalanlar ise gabn-i yesir olacaktır.

 

Bir akitte gabn-i yesir mevcut ise, bunun akde herhangi bir tesiri yoktur. Ancak gabn-i fahiş var ise, gabnin rızayı sakatlayan bir sebepten kaynaklanıp kaynaklanmadığına bakılır. Bir kimse kendi iradesiyle, bilerek ve farkında olarak gabin sayılacak bir bedelle akdi kurmuş ise, bu gabin sebebiyle kendisine fesih hakkı tanınmaz. Ancak kişinin bilgisizliği ve dikkatsizliği sebebiyle aşırı gabne maruz kalmışsa, aldatma söz konusu ise, zarara uğrayan tarafa akdi feshetme hakkı tanınmıştır.

 

Galat

 

Sözlükte, yanılmak, yanılgı, yanlışlık gibi anlamlara gelen galat, bir fıkıh terimi olarak kasıt unsuru olmaksızın, maksatla irade arasında ortaya çıkan uyuşmazlığı ifade etmektedir. Başka bir deyişle, akit yapılırken akdin unsur, şart ve hükümlerindeki hata şeklinde tanımlanabilir. Bu hatanın esaslı olması, yani akit yapan bilmiş olsaydı akdi yapmayacağı derecede olması gerekir.

 

İslâm hukukunda orta bir yol tercih edilerek, hukukî ilişkilerde güven ve istikrarı muhafaza etmek için, şeklî ve objektif ölçüler esas alınıp gerçek iradeye ve galata itibar edilmemiş; aralarında bir çatışma bulunması halinde dış irade iç iradeye tercih edilmiştir. Bununla birlikte, gerçek iradeye itibar edildiğinde istikrarın zarar görmeyeceği durumlarda gerçek irade dikkate alınmıştır.  Bunun sonucu olarak, akdi yapan tarafın gerçek iradesini belirtmemesi durumunda, içinde gizli bulunan bu iradeye itibar edilmez. Başka bir deyişle açıklamış olduğu irade beyanını şaibeli hale getiren galat dikkate alınmamıştır. Buna karşılık, akdi yapan kimsenin, akit esnasında gerçek iradesini açıklayan beyanda bulunması veya bu iradenin herhangi bir yolla anlaşılabildiği durumlarda, galata itibar edilmiştir.

 

Galatın varlığından söz edilebilmesi için, hukukî işlemin iki taraflı olması ve galatın akdin yapıldığı esnada mevcut bulunan akit konusu üzerinde gerçekleşmiş olması lazımdır. Ayrıca galata itibar edilebilmesi için, açık ve bilinebilir derecede olması gerekir. Bu da ya akdi yapan kişinin akdi inşası sırasında gerçek iradesine açıklık getirmesiyle olur, ya da akit esnasındaki objektif karineler bunu gösterir. Mesela bir tabağı alırken bu gümüş tabağı şu kadara alıyorum demesi veya bir antikacıdan antika zannederek bir eşyayı alması  durumunda aldığı eşyalar gümüş veya antika değilse, bu galata itibar edilir.

 

Galat akdin konusunda, tarafların kimliğinde veya temel bazı özelliklerinde, kıymette ya da hükümde olabilir.

 

Galle

 

Sözlükte gelir, kira, topraktan sağlanan mahsul anlamlarına gelen galle, bir hukuk terimi olarak, ev, han, dükkan gibi gayrimenkulların kirası, bağ, bahçe ve tarlaların ürünü ve paranın getirisi manalarına gelmektedir. Galle tabiri bu tür gelirleri ifade etmekte ise de, daha çok vakıf mallarının gelirleri konusunda kullanılmaktadır. Buna göre bir vakfa gelir sağlamak üzere tahsis edilen menkul, gayrimenkul her türlü malın tabiî ve hukukî semerelerine galle denir.

 

Vakıf malları cami, yol, hastane gibi bizzat kendisinden istifade edilen türden olabileceği gibi, dükkan, çiftlik gibi gelirinden istifade edilen de olabilir. Gelir getirmek, gelirinden istifade etmek üzere tahsis edilin vakıf mallarının gelirleri, vakfı kuran kimsenin ortaya koyduğu amaçlar doğrultusunda harcanır. Genelde vakfeden kimse, vakıf senedinde vakıftan faydalanacak kimseleri, harcama kalemlerini ayrıntılı olarak belirlerler. Vakıf gelirleri, ifa edilen bir hizmet veya görev karşılığında verilecek maaş veya tahsisat olabileceği gibi, herhangi bir görev söz konusu olmaksızın da verilebilir. İmam veya öğretmene tahsis edilen vakıf geliri birincisine, bir semtin fakirlerine dağıtılan ise ikincisine örnek teşkil eder.

 

Gamus Yemini

 

bk. Yemin.

 

Ganî

 

Nisap miktarı mala sahip kişiye zengin denir. bk. Nisap.

 

Ganimet

 

Sözlükte bir şeyi zorluk çekmeden almak anlamına gelen ganimet, terim olarak savaşta düşmandan ele geçirilen her türlü malı ifade etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de ganimetlerin 1/5’inin Allâh’a, Rasulüne ve onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara ait olduğu bildirilmekte (Enfal 8/41), Hz. Peygamber’in uygulamasından da kalanın gaziler arasında taksim edileceği anlaşılmaktadır.

 

İslâm hukukçuları ganimetleri genel olarak, savaş esirleri, arazi ve menkul mallar olmak üzere üçe ayırmaktadırlar. Savaş esnasında ele geçirilen esirlere nasıl muamele edileceği, düşmanın Müslüman esirlere yaptığı muameleye, hal ve şartlara göre devletin takdirine bırakılmıştır. Fidye karşılığı veya karşılıksız olarak salıverilebileceği gibi, köle veya câriye haline de getirilebilir (bk. Esir). Arazî konusunda da, devlete yetki tanınmıştır. Eski sahiplerinde bırakılarak haraç* alınabileceği gibi, gazilere de dağıtılabilir.  Menkul mallar ise, 1/5’i ayette belirlenen yerlere harcanmak üzere hazineye alınır, kalanı gaziler arasında taksim edilir. Hanefî mezhebinde, ganimet mallarının helâl olabilmesi için, bir askerî müfreze tarafından ele geçirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

 

Ganimetlerin taksim edilmesi ve hangi ölçülerde  kimlere dağıtılacağı, devlet başkanının bu konudaki yetkileri İslâm hukuk literatüründe tartışılmakla birlikte, getirilen öneri ve tedbirlerin, Müslüman toplumun bu paydan azami ölçüde ve dengeli bir şekilde yararlandırılması, devlet menfaatinin gözetilmesi gayesine matuf olduğu görülür.

 

Garâmet

 

Sözlükte bir şeye düşkün olmak, bağlanmak, ısrar etmek anlamına gelen garamet, ıstılahta borçlunun ödeme yükümlülüğü ve mali ceza manalarına gelmektedir. Aynı kökten türeyin garîm, borçlu ve alacaklı anlamına gelirken, gârim, sadece borçlu; tağrîm ise, borcu ödetmek demektir.

 

Garamet kelimesi fıkıh literatüründe, borç, tazmîn, malî ceza ve vergi anlamlarını ifade etmekle birlikte, daha çok malî cezalar için kullanılmış; borç için deyn, tazmîn için ise damân tabiri kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de garamet kelimesi ile aynı kökten türeyen gârim kelimesi borçlu anlamında kullanılmakta, zekatın sarf edileceği sekiz sınıftan birisi olarak sayılmaktadır (Tevbe 9/60). Garamet ve gurm kelimeleri, tazmîn ile aynı manada zarara katlanma sorumluluğunu ifade etmektedir. Ganimet ve haraç bir şeyden elde edilen her türlü yararı, karşıt anlamlısı olan garamet ise, üstlenilen maddî külfeti, harcama yapma, tazmîn etme veya zarara katlanma sorumluluğunu ifade eder.

 

İslâm hukukunda şahsa ve mala yönelik haksız fiil, haksız iktisap ve dînî-hukukî düzeni ihlal eden eylemler, suçluya hukukî veya cezâî mahiyette bir ödeme borcu yükleyen borç kaynaklarındandır. Yapılması istenen ödeme, verilen zararın, telef edilen mal ve menfaatin karşılanması amacına yönelik olduğunda tazmîn, kişiye malî bir cezâ uygulamak amacını taşıdığında ise garamet veya tağrîm olarak adlandırılır. Garamet, tazir cezaları grubunda yer almakta olup, tek başına verilebileceği gibi diğer bedeni ve maddî cezalarla birlikte de verilebilir.

 

Garar

 

Sözlükte tehlike, risk, kişinin bilmeden canını veya malını tehlikeye sokması gibi anlamlara gelen garar, bir fıkıh terimi olarak akdin haksız kazanca yol açacak ölçüde kapalılık taşıması manasına gelir.

 

İslâm hukukunda, hukuki işlemlerde ve özellikle de iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, akdin konusunun biliniyor ve belirli olması gerekir. Kur’an ve sünnette, sözleşmelerde açıklık, dürüstlük ve güven ilkeleri üzerinde ısrarla durulmuştur (Bakara 2/188; Nisa 4/29). Akdin konusu ile ilgili belirsizlik garar, vasıflarının bilinmezliği ise cehalet kavramıyla ifade edilmektedir. Bununla birlikte, her iki kavramın birbirinin yerine kullanıldığı da görülmektedir.

 

Hz. Peygamber alışverişlerde gararı yasaklamıştır (Buhârî, Buyû’, 75; Müslim, Buyû’, 4). Bundan hareketle İslâm hukukçuları gararın yasak olduğu konusunda ittifak etmekle birlikte, hangi tür akitlerde etkili olacağı ve tesirinin derecesi konusunda ihtilaf etmişlerdir. Genel olarak garar, önem ve derecelerine göre; akdi iptal edici, akdi ifsat edici ve kaçınılması mümkün olmayan garar şeklinde üçe ayrılabilir.  Kaçınılması mümkün olmayan gararın akde herhangi bir tesiri yoktur. Buna karşılık, önemli ölçüde kapalılık ve risk içeren, ana karnındaki yavru, kaçmış hayvanın satımı gibi akitler batıl sayılmıştır. Kapalılık ve risk akdin konusunun vasfı, miktarı, vade gibi hususlarda olup, daha sonra giderilebilir ölçüde ise, bu tür garar akdi ifsat eder. Bu belirsizlikler ortadan kalktığında akit sahih bir akde dönüşür.

 

Garar ile ilgili düzenlemelere bakıldığında, hukukî işlemlerde karşılıklı rızayı, açıklık ve dürüstlüğü korumayı, tarafların beklenmedik bir zarar ve risk altına girmesine, aldatılmasına engel olmanın amaçlandığı görülür. Bu doğrultuda, gararın şart ve unsurları günün şartlarına göre düzenlenebileceği gibi, ortaya yeni çıkan hukuki işlemler de bu ilkeler doğrultusunda kurallara bağlanabilir.

 

Gasil

 

Sözlükte yıkama anlamına gelen gasil, ilmihalde daha çok cenâze yıkanması için kullanılmaktadır. Ölen bir Müslüman’ı yıkamak, kefenlemek, onun için namaz kılıp dua etmek ve kabre gömmek Müslümanlar için farz-ı kifayedir*.

 

Cenâzenin bir an önce yıkanması, kefenlenip hazırlanması ve defnedilmesi müstehaptır. Cenâzeyi yıkamak için önce teneşir denilen yüksekçe bir yere, ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırılır. Göbeğinden diz altına kadar olan avret yeri bir örtü ile örtülür ve elbisesi tamamen çıkarılır. Ağzına ve burnuna su vermeksizin abdest aldırılır. Sonra üzerine ılık su dökülür. Sonra sabun ile yıkanır. Sonra sol yanına çevrilerek sağ tarafı, daha sonra da sağ tarafına çevrilerek sol tarafı yıkanır. Ölü oturur duruma getirilerek karnına hafifçe bastırılır. Eğer ölüden bir şey çıkarsa yıkanıp giderilir, yeniden yıkanması ve abdest aldırılması gerekmez.

 

Her yıkayış üç defadan az olmamalı, gereksiz yere su israf edilmemelidir. Dağılacak şekilde bozulmuş olan cenâzenin sadece üzerine su dökülmekle yetinilir. Ölüyü kendisine en yakın akrabasının yıkaması iyidir. Ölü yıkandıktan sonra bir bezle kurulanır ve kefenlenir. Başına ve sakalına güzel koku sürülür, secde yerlerine kâfur dökülür.

 

Ölünün adeta yeni doğmuş gibi yıkanması, bir yönüyle yeniden doğuşu sembolize etmekte; başka bir yönüyle de fanî yolculuğun, yani dünya hayatının kendi üzerinde bıraktığı kir, toz ve bulaşıkları gidermeyi temsil etmektedir.

 

Gasp

 

Başkasına ait bir malı sahibinin veya yetkilisinin izni olmaksızın zor kullanarak almak anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de bir yerde geçen gasp kelimesi bu anlamda kullanılmıştır (Kehf 18/79).

 

Dinlerin ve hukukun korumayı ilke edindiği beş temel değerden biri olan mülkiyet hakkı, İslâm dininde muhterem kabul edilmiş, hırsızlık, gasp gibi buna yönelik tecavüzler şiddetle yasaklanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de; “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret olmaksızın, birbirinizin malını haram yollarla, haksızlıkla yemeyin.” buyurulmaktadır (Nisa 4/29). Hz. Peygamber de; “Müslüman’ın malı gönül rızası bulunmadıkça helal olmaz” demişlerdir (Şevkanî, Neylü’l-Evtâr, V/316). Vedâ haccı hutbesinde de, bütün insanlığa hitap ederek, “şüphesiz bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ve bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız, mallarınız ve namuslarınız da öyle  muhteremdir, tecavüzden korunmuştur” demiştir(Tecrid IV/412, VI/334, X/389, 395).

 

Gaspın biri dünyevi diğeri uhrevî olmak üzere iki hükmü bulunmaktadır. Gasp eylemini gerçekleştiren kişi, bilerek bir günah işlediğinden ahiret cezasını hak etmiştir. Hz. Peygamber, “kim bir karış toprak gasp ederse, Allâh kıyamet gününde onu yedi kat yeri onun boynuna geçirir” buyurur (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 2; Müslim, Müskât, 30). Dünyevî hükmü ise, cezanın yanında gasp etmiş olduğu malı tazmîn etmesidir. Malda bir değişiklik olmamış ise, olduğu gibi sahibine iade edilir; malın olduğu gibi iade edilmesi imkanı ortadan kalkmış ise, tazmîn cihetine gidilir. tazmînin şekli ve uygulanacak ceza günün şartlarına göre yapılan yasal düzenlemelerle belirlenir.

 

Gayr-i Meşru

 

Dine ve hukuka uygun olmayan, kanun ve dini kurallara aykırı davranışlar anlamına gelmektedir. Haram ve tahrimen mekruhu içeren bir kavramdır. bk. Haram; Tahrimen Mekruh.

 

Gayr-i Müekket Sünnet

 

Kelime anlamıyla, kuvvetli olmayan sünnet anlamına gelen gayr-i müekket sünnet kavramı, Hz. Peygamber’in bazen yapmış oldukları sünnetlere denir. İkindi namazının sünneti ile yatsı namazının ilk dört sünneti bu tür sünnetlerdendir. (bk. Sünnet, Mendûb)

 

Gazi

 

Din uğruna savaşan, mücahit anlamına gelen gazi, özellikle Türklerde savaşta başarı kazanan kumandanlara, hatta hükümdarlara şeref unvanı olarak kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in pek çok hadislerinde gazi ve çoğulu guzât kelimeleri, Allâh yolunda savaşanlar anlamında kullanılmaktadır (bk. Buharî, Humus, 13, Ta’bir 12; Tirmizi, Zekat, 18, Da’vat, 5). Hz. Peygamber’in hadislerinde Allâh yolunda savaşanları övmesi, şehitlik ve gazilik hakkındaki müjde ve haberleri sebebiyle Türk kültüründe, “ölürsem şehit, kalırsam gazi” tabiri ortaya çıkmıştır.

 

Gedik

 

Sözlükte eksik, kusur, yıkık yer, duvarda açılan çatlak anlamlarına gelen gedik, Osmanlı hukukunda, imtiyaz ve inhisar esasına dayanan tasarruf hakkı anlamında bir terimdir. Askerî, idarî, hukukî ve iktisadî anlamlar ihtiva eder.

 

Askerî alanda gedik, savaşçı sınıftan olmadığı halde, terfî ederek subay olabilen topçu ve kale muhafızları gibi askerî sınıfların kadroları için kullanılmıştır. İdarî alanda ise, Osmanlı sarayında belli bir görev ve imtiyaz anlamını taşır. Osmanlıda bazı idarî memur ve hizmetlilerin reisine gedikli denilirdi. Hukukî ve iktisadi alanda ise, başlangıçta vakıf malları ile ilgili olarak ortaya çıkmış, daha sonra ticari hayatta da kullanılmıştır. Hukukî alanda gedik, mukataalı vakıf arazi yahut mîrî arazî üzerinde, bu arazi üzerinde tasarruf sahibi olan şahsın yapmış olduğu ve kendisine devamlı tasarruf ve kiracılık hakkı veren mülk bina, ağaç ve benzeri şeylere denir. Bunun yanında vakıf gayrimenkullarının sürekli kiracısı olma hakkını veren, dükkanların tamiri de bu çerçevede mütalaa edilmiştir. Vakfın malî yetersizliği sebebiyle harap hale gelen vakıf dükkanlarını işler hale getirmek için, kiracı tamirini üstlenir, buna karşılık da dükkana hakk-ı karârı bulunan alet ve edevatını yerleştirir ve senelik cüz’î bir kira bedeli ile devamlı kiracısı olur. Böyle bir sözleşmede, yerleştirilen malzemeye gedik, gayrimenkula da gediğin mülkü denilmiştir. Vakıf mallarının bu şekilde tahsis edilmesinin kabulünden sonra gedik hakkı, devamlı tasarruf hakkı anlamının yanında, ticarette inhisar, imtiyaz ve bir çeşit patent hakkı manasını da ifade etmeye başlamıştır.

 

Götürü Satış

 

Bir şeyi tartmadan, saymadan veya ölçmeden satmak yahut satın almak demektir. bk. Cüzâf.

 

Gurre

 

Sözlükte atın alnındaki beyazlık, bir şeyin başlangıcı ve göze ilk çarpan kısmı, bir şeyin en iyisi, en değerlisi, yüzdeki güzellik ve parlaklık anlamlarına gelen gurre, bir fıkıh terimi olarak, düşürülen ceninden dolayı verilmesi gereken malî tazmînatı ifade eder.

 

Müessir bir fiil, tehdit, korkutma veya ilaç kullanma sonucunda ceninin düşmesi halinde, gurre ismi verilen bir tazmînat ödenir. Hz. Peygamber’in uygulamasından hareketle 1/5 diyet, yani 5 deve veya 50 dinar (200,45 gr. altın) olduğu kabul edilmiştir (Ebû Davud, Diyât, 19; Tirmizî, Diyât, 15). Ceninin düşmesine neden olan kişinin, ceninin annesi, babası veya başka bir kişi olması arasında fark yoktur. Ceninin düşmesini kastedip etmemesi de hükmü değiştirmez. Hanefîlere göre gurre, ceninin düşmesine sebep olan kişinin akılesi* tarafından ödenir.

 

Düşürülen ceninden dolayı gurre ödenmesi için ceninin ölü olarak düşmesi, organlarının kısmen de olsa belirmiş olması ve annenin bu esnada hayatta olması gerekir. Cenin sağ olarak doğduktan sonra ölürse, gurre değil tam diyet ödenmesi gerekir. Çocukla birlikte anne de ölürse, iki tam diyet ödemesi gerekir.

 

Gurre ceninin mirası kabul edilir ve miras hukuku hükümlerine göre mirasçılarına taksim edilir. Ancak ceninin düşmesine neden olan kişi mirasçılar arasında ise, bu mirastan hisse alamaz.

 

Gusül

 

Sözlükte yıkanmak anlamına gelen gusül, ıstılahta, cünüplük*, hayız* ve nifas* gibi hükmî kirlilik halinden kurtulmak için gerekli olan dinî temizlik demektir. Kur’an-ı Kerim’de, “eğer cünüp iseniz, iyice temizlenin (yıkanın)” buyurulmaktadır (Nisa 4/43; Maide 5/6). Hz. Peygamber’in hadis ve uygulamalarıyla da, cünüplük halinde veya hayız ve nifas sonrasında gusletmek farz kılınmıştır (Buharî, Gusül, 28; Müslim, Hayız, 87, 88; İbn Mace, Taharet, 111; vd.).

 

Guslün üç farzı vardır; ağzın içini yıkamak, burnun içini yıkamak ve bütün vücudu hiç kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak. Gusletmek isteyen kimse önce besmele çekerek niyet eder. Ellerini yıkar, vücudunda bir necaset var ise onu temizler, avret yerlerini yıkar. Sonra sağ eli ile üç defa ağzının içini iyice çalkar, daha sonra üç defa burnuna su çekerek temizler ve namaz abdesti gibi abdest alır. Sonra da, hiç kuru yer kalmamasına dikkat ederek bütün vücudunu yıkar. En son da ayaklarını yıkayarak guslünü tamamlar. Kaplama veya dolgu diş gusle zarar vermediği gibi, elde olmadan kıl diplerinin, kabuk altlarının kuru kalması da gusle mani değildir.

 

Bedeninin herhangi bir yerinde sargı bulunan kişi, bu sargıyı çıkararak yıkanır; yıkamak altındaki yaraya zarar veriyor ise sargının üstüne mesheder. Bu da zarar veriyorsa, yıkaması veya meshetmesi gerekmez.