İbrahim PAÇACI

 

- Y -

 

Yağmur Duası

 

Yemîn

 

Yetim

 

Yevm-i Nahr

 

Yevm-i Şekk

 

Yolcu

 

 

 

- Y -

 

Yağmur Duası

 

bk. İstiskâ

 

Yemîn

 

Sözlükte kuvvet, sağ taraf, sağ el, and içmek, kasem gibi anlamlara gelen yemîn, dinî bir kavram olarak, bir kimsenin Allâh’ın adını veya sıfatını zikrederek sözünü kuvvetlendirmesi demektir. Yemin, sözü kuvvetlendirmesi ve yalan yere yeminin büyük günah olması sebebiyle mahkemelerde başka bir delil bulunmadığında delil olarak kabul edilmiştir. (bk. Nükûl). Bunun dışında köle azât etme ve boşamaya bağlı olarak yapılan ve bazı fıkhî sonuçlar doğuran sözlere de yemin denilmiştir.

 

Sözün kuvvetlendirilmesi için Allâh’ın adı veya sıfatı anılarak yapılan yemin üç çeşittir: Yemîn-i lağv, yemîn-i gamûs ve yemîn-i mün’akide.

 

Yemîn-i lağv; bir şeyin öyle olduğunu zannederek yapılan yemindir. Birini görmediği halde gördüğünü zannederek “vallahi gördüm” demesi böyledir. Ayrıca sözünü kuvvetlendirme niyeti bulunmaksızın, yemin kastı olmaksızın yemin sözlerini söylemek de yemîn-i lağv olarak kabul edilmiştir. Bu şekilde yapılan yeminlerde, yemin edenin herhangi bir kastı olmadığı için Allâh’ın bağışlayacağı umulur; yeminden dolayı keffaret de gerekmez. Kur’an-ı Kerîm’de, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerden dolayı sorumlu tutulmayacağı bildirilmiştir (Bakara 2/225; Mâide 5/89). Bununla birlikte, ağız alışkanlığıyla konuşurken ikide bir yemin edenlerin bu alışkanlıklarından vaz geçmek için çalışmaları gerekir.

 

Yemîn-i gamûs; geçmiş zamanda meydana gelmeyen bir işin olduğuna veya yapılan bir şeyin olmadığına bilerek yalan yere yemin etmektir. Bu yemin büyük günah olup, sahibini günaha daldırdığı için bu isim verilmiştir. Bilerek ve Allâh’ın adını anarak yalan yere yapılan yeminin bağışlanması için keffaret yeterli olmadığından; keffâret vacip kılınmamıştır. Gamûs yemîni yapan kimsenin gerçekten pişman olarak ve bir daha böyle bir hataya düşmemek üzere Allah’tan af dilemesi gerekir. Yalan yere yaptığı yemin sebebiyle başkasının hakkının zayi olmasına sebep oldu ise, bu zararı tazmîn edip onlardan helallik istemelidir.

 

Yemîn-i mün’akide; mümkün ve geleceğe ait bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yapmış olduğu yemindir. Bir kimsenin şu işi yapacağım veya yapmayacağım diye yemin etmesi böyledir. Yeminin sahih olması için yemin edenin akıllı, buluğ çağına erişmiş ve müslüman olması gerekir. Ayrıca bu sözüyle yemini kastetmiş olmalıdır. Bunun yanında yeminin Allâh’ın isimlerinden biriyle veya O’nun sıfatlarıyla yapılmış olması gerekir. Allâh ve sıfatları dışında başka şeylere yemin edilmez. Bu nedenle, Kâbe, Kur’an, Peygamber üzerine yapılan yeminler muteber değildir. Aynı şekilde Allâh’ın sıfatı olmakla birlikte daha çok Allâh’tan başkaları için kullanılan sıfatlar üzerine de yemin edilmez. Meselâ Allâh’ın ilmi üzerine yemin edilmesi böyledir.

 

Bu yemin ileride yapılacak bir işe Allâh’ın şahit tutulması olduğundan, yerine getirilmelidir. Yerine getirilmemesi halinde yemin bozulmuş olur; keffâret ödenmesi gerekir. Yemînin keffâreti ise, on fakiri doyurmak veya giydirmek ya da köle azât etmektir. Buna gücü yetmeyen kimse üç gün peşpeşe oruç tutar. Yüce Allâh, “Allâh sizi kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalplerinizin kastettiği yeminlerden dolay sorumlu tutar. Yemînin keffâreti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on fakiri yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle âzât etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yemininizin keffâreti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allâh size böylece ayetlerini açıklıyor.” buyurmaktadır (Mâide 5/89).

 

Farz veya vacip olan bir şeyi yapmamaya; haram ve günah olan bir şeyi yapmaya edilen yeminin yerine getirilmeyip keffâret verilmesi gerekir. Mendûb olan bir şeyi yapmamaya veya mekrûh olan bir şeyi yapmaya yemin eden kimsenin yeminini bozup keffâret vermesi daha uygundur. Mubah konularda yapılan yeminlerde ise, yeminin bozulmaması gerekir. Şayet yeminini bozar ise keffâret vermesi gerekir. Yeminin bilerek veya unutarak ya da baskı altında bozulması arasında fark yoktur; keffâret verilmesi gerekir.

 

Yetim

 

Yetim, babası ölmüş ve henüz ergenlik çağına ulaşmayan çocuk demektir. İslâm dini, yetimlerin korunup gözetilmesi, onların yetiştirilerek topluma kazandırılması için gerekli tedbirleri almış, bunlarla ilgili özel hükümler koymuştur. Kur’an-ı Kerîm’de, devlet hazinesinden ve savaş gelirlerinden yetimlere pay ayrıldığı bildirilmektedir (Enfâl 8/41; Haşr 59/7). Bunun dışında inananların da mali yönden yetimlere destek olmaları tavsiye edilmiştir (Bakara 2/215) ve yetimlere iyi muamele edenler övülmüştür (İnsan 76/8). Hz. Peygamber, “Kendisine veya başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üstlenen kimse ile ben, Cennet’te işte şöyleyiz” diyerek şehadet parmağıyla orta parmağını işaret etmişlerdir (Müslim, Zühd, 2). Buna karşılık, yetime kötü davranıp, yardım elini uzatmayanlar kınanmıştır (Fecr 89/17; Maun 107/2).

 

İslâm dini, sadece yetimlere iyi davranmakla kalmamış, onların mallarını korumayı ve yetimleri yetiştirerek rüşt çağına ulaştıklarında mallarını kendilerine vermeyi, onların evlilikleriyle de ilgilenmeyi bir vazife olarak yüklemiştir (Nisâ 4/2, 3, 5, 6, 10; En’âm 6/152).

 

Yevm-i Nahr

 

Yevmm-i Nahr kurban kesim günü demektir. Çoğulu eyyâm-ı nahrdir. (bk. Eyyâm-ı Nahr)

 

Yevm-i Şekk

 

Kelime anlamiyle şüpheli gün demek olan yevm-i şekk, dinî bir kavram olarak, Şaban ayının 30’u mu yoksa Ramazan’ın 1. günü mü olduğunda şüphe edilen güne verilen addır.

 

İslâm’ın 5 temel esasından biri olan orucun, Ramazan ayında tutulması gerekir (Bakara 2/184-185). Mükellef olan bir kişinin Ramazan ayına ulaşması halinde, oruç tutması farz olur.

 

Ramazan ayı kameri bir ay olduğundan, başlangıcı ve bitişi ayın hareketlerine göre belirlenmektedir. Bu konuda Hz. Peygamber; “Ramazan hilalini görünce oruca başlayınız ve Şevval hilalini görünce de bayram ediniz. Hava bulutlu olursa, içinde bulunduğunuz ayı 30’a tamamlayın.” buyurmuşlardır (Buhari, Savm 5; Müslim, Sıyam 3-4). Bundan hareketle, Şaban ayının 29’unda, havanın bulutlu olması sebebiyle hilal görülemez de, bir sonraki günün Ramazana ait olduğunda şüphe meydana gelirse, bu güne “yevm-i şek” denilmiş ve bu günde oruç tutmak mekruh sayılmıştır. Fakat Şaban ayının tamamını oruçla geçiren kimsenin bu günde oruç tutmasında sakınca yoktur.

 

Ancak, günümüzde ayın ve güneşin hareketleri tam olarak tespit edilmekte; nerede hangi saatte, kaç dereceyle hilâlin görüleceği önceden bilinmektedir. Bu nedenle Ramazan ayının tarihi tam olarak tespit edilebilmekte ve bir günün Ramazan’a mı yoksa Şaban ayına mı ait oduğu konusunda şüpheye düşülmemektedir. Dolayısıyla günümüzde yevm-i şek söz konusu değildir.

 

Yolcu

 

bk. Misafir.